KORKUNÇ YAZGIMIZ: KÜRESEL ISINMA...

Sizce etkileyici Türkçe derslerinin en belirgin özelliği nedir?

21 Mayıs 2008 Çarşamba

SINAVA HAZIRLIK ÇALIŞMA KAĞIDI

KİTABA HÜRMET

Okumayı sever misiniz? Böyle olur mu elbette seversiniz; sevmeseydiniz bu gazeteyi almaz, bu satırları da okumazdınız. Her kim olursa olsun bir yazarın seslendiği kimseler, muhakkak okumayı seven kimselerdir. Ama kimisi çok, kimisi az okur.

Ben de sorumu sorarken özellikle bunu öğrenmek istiyordum: Az okuyanlardan mısınız? Çok okuyanlardan mı? Birinci sınıftansanız haksızsınız; çünkü az okumak hemen hemen hiç okumamakla birdir. Sizi bir kitap dostu olmaya davet ediyorum.

Dünyada kitaptan güzel ne vardır ki? İşte önünüzde iki yüz üç yüz sayfalık bir kitap. Ne olduğunu neden söz ettiğini bilmiyorsunuz. Yalnız ismini görüyorsunuz. Sadece biliyorsunuz ki bir romandır. Hiç durmadan açın, belki içinde sıkıntıları, sevinçleri, nefretleri sizi ilgilendirecek bir veya birkaç insanla tanışacaksınız. Onlarla birkaç saat ya da birkaç gün beraber yaşayacak, onların sırlarını belki kendinizinkilerden de daha iyi öğreneceksiniz. Onların belki de dostu olacaksınız. Onların sıkıntılarına ağlayacak, mutlulukları ile sevineceksiniz. Onlar da sizin dostunuz olacak. En kötü günlerinizden birinde birer roman kahramanının size geldiğini görebilir” Bilmez misin ben de senin gibi idim.” Dediğini duyabilirsiniz.Çok okuyan, öykü ve romanlarla geçen saatlerin kaybolmadığına inanan insan, ömründe asla yalnız kalmaz.

Okuyun, ne bulursanız okuyun; hiç olmazsa bir kere açın. Çok mu fena buldunuz? Bırakması zor değil ya!...


1-5. soruları yukarıdaki parçaya göre yanıtlayınız.

1. Yazar, az okuyanları nasıl değerlendiriyor?

2.Önümüzde duran bir kitapta nelerle karşılaşabiliriz?

3.Yazarın okuyucuya vermek istediği mesaj (ileti) ne olabilir?

4. Okuduğunuz bir roman veya öykünün herhangi bir kişisiyle kendi kişiliğinizi karşılaştırarak benzer ya da farklı yönlerinizi yazın.

5. Yazar son paragrafta okuyucuya bir öğütte bulunuyor. Siz yazar olsaydınız okuyucuya nasıl bir öğütte bulunurdunuz?

6. İnsanoğlu tarih boyunca devamlı bir gelişme peşinde olmuştur. Ancak asrımıza kadar teknik alanlarda fazla bir ilerleme kaydedilmemiştir. İnsanların önceleri hayal olarak niteledikleri pek çok ilerleme bugün gerçekleşmiştir. Bir milletin başkalarını taklit ederek yükselemeyeceği unutulmamalıdır. Bütün bu icatlarda tek amaç, insanoğlunun daha rahat ve kolay bir hayat sürebilmesidir.

Yukarıdaki paragrafta düşüncenin akışını bozan cümlenin altını çiziniz.

7. “(I) Sözcükler birtakım işaretlerdir. (II) İnsan bu işaretlerle düşünür. (III) Düşünürken nesnelerin yerine işaretleri yani sözcükleri koyar. (IV) Bir insanın söz dağarcığının zenginliği, ancak başkalarının söz dağarcığıyla karşılaştırıldığında ortaya çıkar. (V) Bu, zihnin işlemesini kolaylaştırır, çabuklaştırır. (IV) Sözcükler ne kadar kullanışlı ve açık olursa zihin o kadar iyi işler.”

Bu parçada numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?

8. Benim bu dünyada ki varlık sebebim; ülkemi, bağımsızlığımı, bu uğurda gözü kapalı verilen canların hürmetine karşı milletimi korumakmı?

Yukarıdaki cümlede yapılan yazım yanlışlarını düzelterek yazınız.

9.Aşağıdaki cümlelerin hangisinde ikilemenin görevi diğerlerinden farklıdır?

A) Sepetini tezgâhtan seçtiği iri iri elmalarla doldurdu.
B) Çocuk bütün şehri karış karış dolaştı.
C) Annesi eve dönünceye kadar çocuk uslu uslu oturdu.
D) Yol açılınca arabalar yavaş yavaş ilerledi.

10. Aşağıda verilen iki cümleyi anlamlarını değiştirmeden tek bir cümleye dönüştürünüz.

Dedemin gözleri bozuktur.
Dedem gözlük takar.

Sebep- sonuç cümlesi:......................................


Öğretmenler okuldaki başarı durumunu değerlendiriyorlar.
Öğretmenler uzun süredir toplantıdalar.

Neden- sonuç cümlesi:.........................

11. “Çok çalıştı.......................... ” cümlesini neden- sonuç cümlesi şeklinde tamamlayınız.



12. Aşağıdaki cümlelerde koyu yazılmış sözcüklerin hangi anlamda kullanıldıklarını ilgili sözcüklerle eşleştiriniz.

Öğretmen bana çok sıcak davranıyordu.. A. Deyim anlam
Mısra sonundaki ses benzerliğine kafiye denir. B. Terim
Konuşmalarına kulak misafiri olmuştum. C. Mecaz anlam

13.
I. Darılmak- yollamak
II. Kızmak- öfkelenmek
III. Göndermek- küsmek
IV. Çevirmek- döndürmek

Yukarıdakilerin tümünün eşanlamlı kelimeler olması için hangilerinin son kelimeleri yer değiştirmelidir?


14. “ile” sözcüğü cümledeki görevine göre edat ve bağlaç olarak iki cümlede kullanınız.

Edat:

Bağlaç:

15. “O” sözcüğünü işaret sıfatı, kişi zamiri ve işaret zamiri olarak üç ayrı cümlede kullanınız.

İşaret sıfatı. O: .............................................
Kişi zamiri: O:...............................................
İşaret zamiri: O:..........................................

16. Aşağıdaki sözcüklerde hangi ses olayının görüldüğünü yanlarındaki boşluklara yazınız.

Burnum:.................................
Düştü:.....................................
Bacağı: ...................................


17.
Çamaşır asılı ipte
Duran
küçük serçem
Bana acıyarak mı bakıyorsun?
Halbuki ben güneşin
Ve ilk beyaz yaprağın altında
Senin uçuşunu seyredeceğim.


a. Yukarıdaki parçada koyu yazılı sözcüklerden hangilerinde ses olayı olduğunu yazınız.

b. Bu sözcüklerde hangi ses olayı olduğunu yazınız.

18. Aşağıdaki cümlelerde geçen altı çizili kelimelerin anlamları cümlelerin yanına yazılmıştır. Bu anlamları “Doğru- Yanlış” olarak değerlendiriniz.

Arabadan inip kapıyı açması çok ince bir davranıştı. Mecaz .....
Eve zamanında yetişemezsek yandık. Gerçek.....
Kalemin ucu ikide bir kırılıyor. Gerçek ....

19. “Öğretmenimizin gözüne girmek için performans görevi hazırlamayı kafama koymuştum. Zor bir konu seçmiştim, hazırlarken göbeğim çatladı. Ama istediğim puanı alınca sevinçten eteklerim zil çaldı.”

Yukarıdaki öğrencinin konuşmasında hangi deyimleri kullandığını yazınız.

20.
“İçerisi çok karanlık.” cümlesindeki “karanlık” kelimesi ..............anlamlıdır.
“Fayda” ve “yarar” kelimeleri.........................anlamlıdır
“Koku” ve “hava” kelimeleri...........anlamalıdır.
“Aşağı” ve “yukarı” kelimeleri..................anlamlıdır.

I. ZIT ANLAM
II. SOMUT ANLAM
III. EŞ ANLAM
IV. GERÇEK ANLAM

Yukarıdaki cümlelerde bulunan boşluklara uygun kelimelerin hangi sıralamayla getirileceğini yazınız.

21. Aşağıda verilen bilgilerden doğru olanların yanına “D”, yanlış olanların yanına “Y” yazınız.
D/Y
“Gezdir”İsim köküne yapım eki getirilerek türetilmiş bir fiildir. ......
“Türkçe” İsim köküne yapım eki getirerek türetilmiş bir isimdir. ......
Yapım ekleri eklendiği sözcüğün anlamını değiştiren ekler; ......
çekim ekleri eklendiği sözcüğün anlamı değiştirmeyen eklerdir.
“Ağaçlık” kelimesi yapım eki almıştır. .......
“Çiçekçiler” kelimesi hem yapım hem de çekim eki almıştır. ......
“bilgi” kelimesi yalnızca çekim eki almıştır. ......

22. Aşağıdaki cümlelerde koyu yazılı sözcükler zamirse “D”, değilse “Y” şeklinde değerlendiriniz.

Hiçbirimiz o gün orada değildik. ......
Kimi programlar çocukları olumsuz etkiliyor. .......
Bazı kurumlar önemli çalışmalar yürütüyor. .......

23. Aşağıdaki cümlelerden hangisi öznel bir nitelik taşımaktadır?

A) Yazar, anlatımında akıcı bir dil kullanılmış.
B) Ankara Türkiye’nin başkentidir.
C) Türkiye yedi bölgeye ayrılmıştır.
D) “ Bu Yurdu Bize Verenler” isimli kitabı Aziz Nesin yazmıştır.

29 Nisan 2008 Salı

* 6.Sınıf Türkçe Çalışma Testi

1.Aşağıdaki tümcelerden hangisinde“ki”lerin yazımıyla ilgili bir yanlışlık yapılmıştır?

A) Bu pastaneninki daha güzelmiş.
B) Onu görünce öyle şaşırdımki anlatamam.
C) Sokaktaki arabalar kaldırılıyor.
D) Stadyumdaki kalabalık gittikçe artıyor.


2.Aşağıdaki tümcelerin hangisinin sonunda nokta (.) kullanılmaz?

A) Hey çocuklar bu tarafa gelin
B) Hangi evde oturduklarını bilmiyormuş
C) Kaybettiği kalemi çantasında bulmuş
D) Kimseye görünmeden içeri girdik


3.Aşağıdaki tümcelerin hangisinden sonra iki nokta ( : ) kullanılmaz?

A) Atatürk diyor ki
B) Sevdiğim meyveler şunlardır
C) Söylediklerini nasıl unuturum
D) Annem pazardan şunları aldı


4."Bir küçük çocuk muhtara seslendi( )
( ) Bana bakar mısınız( ) "

tümcesinde boş bırakılan yerlere sırasıyla hangi noktalama işaretleri konulmalıdır?

A) ( ; ) ( - ) ( . )
B) ( : ) ( - ) ( ? )
C) ( ? ) ( , ) ( . )
D) ( . ) ( ; ) ( ! )


5.Aşağıdaki tümcelerin hangisindeki virgül kaldırılırsa cümlenin anlamı değişir?

A) Öğretmen, öğrencileri çağırdı.
B) Küçük, ağacın arkasına saklandı.
C) Annem, ilaçlarını dolaba yerleştirdi.
D) İnsan, önce kendi dilini bilmeli


6.Aşağıdakilerden hangisi masal türünün özelliklerinden biri değildir?

A) Masal kahramanları olağanüstü özelliklere sahiptir.
B) Masallar kalıplaşmış sözlerle, tekerlemelerle başlar.
C) Olayın geçtiği yer açıkça belirtilir.
D) Masalda zaman çabuk geçer.


7.Aşağıdakilerden hangisinde koyu yazılı sözcük mecaz anlamda kullanılmamıştır?

A) O günden beri bana karşı davranışları soğuktu.
B) Öğretmenin tatlı konuşması bizi etkilemişti.
C) Sıcak ilişkilerin gitgide azaldığını söyleyebiliriz.
D) Orası yüksek olduğu için rüzgar alabilir.


8.Aşağıdaki tümcelerin hangisinde büyük ünlü uyumu kuralına uymayan kelimeler vardır?

A) Halıyı katlayıp dolaba kaldırdı.
B) Resimde değişik boyalar kullandı.
C) Kışlık odununu şimdiden aldı.
D) Çarşıya annesi ve kardeşiyle birlikte gitti.


9.Aşağıdaki tümcelerin hangisinde ünsüz benzeşmesine uğramış bir sözcük vardır?

A) Kahvede kendisi gibi yaşlılarla oturuyor.
B) Geçenlerde eski arkadaşlarımla görüştüm.
C) Sonunda yanlışını o da gördü.
D) Öğrencilere kitap okumalarını söyledim.


10.Aşağıdaki tümcelerde koyu yazılı sözcüklerden hangisinde ünsüz yumuşaması olmamıştır?

A) Pencereyi açık bırakıp yattığı için boynu tutulmuştu.
B) Küçük çocuklar hayal ile gerçeği ayırt edemezler
C) Sanat insanları güzellik duygusuyla olgunlaştırır.
D) Ödünç aldığı kitabı geri verdi.


11.Aşağıdaki tümcelerin hangisinde birleşik sözcük yoktur?

A) Birçok öğrenci geziye katılmadı.
B) Onu postahaneye giderken gördüm.
C) Atatürk’ün engin bir tarih bilgisi vardı.
D) Ağır ağır eve doğru ilerliyordu.


12."Kalemlik - evde - Akdeniz" kelimelerinin yapılarına göre sıralanışı aşağıdakilerden hangisinde doğru olarak verilmiştir?

A) Basit - türemiş - birleşik
B) Türemiş - basit – birleşik
C) Birleşik - türemiş – basit
D) Basit - birleşik - türemiş



Davranışın altın kuralı karşılıklı hoşgörüdür; çünkü insan hiçbir zaman aynı biçimde düşünemez, gerçeğin bir bölümünü görebiliriz ancak. Hem de değişik açılardan...

13.Yukarıdaki parçada yazar, hoşgörüyü neye karşı istemektedir?

A)Yanılgılara
B)Düşünceye
C)Duygulara
D)Davranışa



Evlerin çoğunda dirlik düzen
Kalan bir hatıra oldu geçmişten
Gönül almak, hatır saymak arama
Evlatlar aileye âsi işte
Bir çığ ki kopmuş gider üzüntüden

14.Yukarıdaki dizelerde, aşağıdaki duyguların hangisinden söz edilmemektedir?

A)Yakınmadan
B)Üzüntüden
C) Pişmanlıktan
D)Özlemden


15.Aşağıdakilerden hangisi bir paragrafın giriş cümlesi olabilir?

A) Ama yine de her yıl birçok çocuk, kontrolsüz ilaç kullanmanın kurbanı olmaktadır.
B) İnsan, neşeli olmayı bilmeli, en sıkıntılı zamanlarda bile hayatın iyi tarafını görmeye
çalışmalıdır.
C) Öyleyse neşeli olalım, neşemizi kaybetmeyelim.
D) Böyleleri işlerinden zevk alarak çalışırlar.


Disiplinli çalışıyorum. Kendim için katı kurallarım var. Kendime verdiğim söz benim için çok önemli, o sözü yerine getirmeliyim. Öyle orada burada söz üretecek zamanım yok. Yürek küt diye duracak bir gün. Ölmek hiç önemli değil, yazamamak, çalışamamak önemli. Yazarın büyük sorumluluğu var bu ülkede.

16. Yukarıdaki gibi düşünen bir yazar için, aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

A) Disiplinli çalıştığı
B) Kendine verdiği sözü yerine getirdiği
C) Ölümden korkmayan bir kişi olduğu
D) Ülke sorunlarına karşı duyarlı olmadığı


17.“Bak, gücün yettiği, gözün alabildiği kadar bak. Uzağa bak, yakına bak. Kül rengi tepelerde yeşili ara. Eğer bir tutam yeşil bulabilirsen, çocuklara göster.” diyen bir kişi için aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

A) Hoşgörülü olduğu
B) Yaşama sevinci ile dolu olduğu
C) Kaygılı ve duyarlı olduğu
D) Umutlu olduğu


Dükkandan çıktıktan sonra, yürüyemeyeceğini anlamış, Unkapanı’ndaki kahvelerden birine oturmuştu. Evine gitmek için kendini zorladı. Hava kararmış, şehrin ışıkları yanmıştı. Yokuşu tırmanırken birden bire başı dönmüş, yere yıkılmıştı. O polis memuru olmasaydı kim bilir daha kaç saat kendine gelemeyecekti.

18.Bu parçada aşağıdaki anlatım biçimlerinden hangisi kullanılmıştır?

A) Açıklamalı
B) Öyküleyici
C) Tartışmalı
D) Karşılaştırmalı


19.Aşağıdaki cümlelerin hangisinde koyu yazılı sözcük ötekilerden farklı bir yapım eki almıştır?

A) Olay hakkında bilgi almak istemiş.
B) Annemin aldığı atkı işe yaramadı.
C) Odanın içinde çeşitli çalgılar vardı.
D)Yaşadığım korku hiçbir zaman unutulmaz.


20. Sözcüklerin kök ya da gövdelerine eklenerek, onlardan yeni sözcükler türetmeye yarayan eklere “yapım eki” denir.

Buna göre, aşağıdaki tümcelerde geçen koyu yazılı sözcüklerden hangisi yapım eki almıştır?

A) Hayal dünyasına bir gemi umutla yelken açtı.
B) Senin anlattıkların bizim yaşadıklarımızın yanında hiç kalır.
C) Şiir, güzelliğin ülkesinde yaşayan gerçektir.
D) Sessizce geçmiştik evin önünden.


21.Aşağıdaki tümcelerin hangisinde “de” nin yazımı doğrudur?

A)Bu söyleşiye Orhan Pamuk’ da katılıyor.
B)Aydınlarda bu konunun görüşülmesine karşı değil.
C) Sende benim gibi mi düşünüyorsun?
D) Dicle ve Fırat’ta su akışı azalmıyor.


Bugüne dek, bir insanın bir başka insana herhangi bir şey öğretmiş olduğuna inanmıyorum. Öğretmen uğraşısının yararından kuşkuluyum. Bildiğim tek şey, öğrenme isteği duyan kişinin öğreneceğidir. Öğretmen de belki bir yardımcıdır. Kişinin önüne bütün yemekleri koyup ne güzel ve coşku verici olduklarını anlattıktan sonra öğrencinin bunları yemesini dileyen bir yardımcı kişi olabilir.

22.Yukarıdaki parçanın ana düşüncesi aşağıdakilerden hangisidir?

A)Öğretmeyi herkes yapamaz.
B)Öğretmeye en kolay yollarla başlamalıyız.
C)Öğreticinin istekli olması öğrenmeyi kolaylaştırır.
D)Öğrenme isteği olmayana hiçbir şey öğretilemez.


( I ) Bilgi ve birikim kazanmanın en kolay yolu, dinlemedir.( II ) Çünkü her zaman okumaya, gözlem yapmaya imkân bulamayabiliriz. ( III ) Ama dinleme için her zaman imkanımız vardır. (IV) Artık günümüzde pek çok bilgiyi radyo, televizyon gibi araçlarla ve konferans, sempozyum gibi çeşitli etkinlikler yoluyla kazanıyoruz.

23.Numaralanmış tümcelerden hangisi bu parçanın ana düşüncesi olabilir?

A)I B)II C) III D) IV


24.Aşağıdaki tümcelerden hangisinde zaman kavramı vurgulanmıştır?

A) Alpay Bey, sizinle okula gelecek.
B) Bahçenin kapısı geçen hafta boyandı.
C) Evlerinin arkasından yol geçecekmiş.
D) Kitabın üzerindeki resim beni etkiledi.


İzmir’in içinde gül ile diken
Kör olsun dikeni yoluma diken

25.Yukarıda koyu yazılı sözcükler için aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

A) Eş anlamlı sözcükler
B) Zıt anlamlı sözcükler
C) Eş sesli sözcükler
D) Mecaz anlamlı sözcükler


26.Aşağıdaki cümlelerde geçen isim tamlamalarının hangisi farklı türde bir tamlamadır?

A) Çocukların oyuncağını ellerinden aldı.
B) Arkadaşımın evi buraya uzaktır.
C) Bunu insanların çoğu beğenmez.
D) Vişne suyu güzel bir içecektir.


27.Aşağıdaki cümlelerin hangisinde abartma vardır?

A) Arkadaşım çok güçlüydü.
B) Ulaşımda ses hızını aşan teknolojiler gelişti.
C) Bir fıkra anlattı ki güle güle öldük.
D) Deniz sabah saatlerinde çarşaf gibiydi.


28.Aşağıdaki cümlelerin hangisinde koyu yazılı sözcükle yazım yanlışı vardır?

A)Oynamak istemediği her halinden belli.
B) Çalışmalar bir süre sonra başlıyacak.
C) Bunları oku da biraz ufkun genişlesin.
D) Çiçekçi, her zamanki gibi açıktı.


29.Aşağıdaki cümlelerin hangisinde koyu yazılı sözcük işaret zamiri olarak kullanılmıştır?

A)O romanı ben de okudum.
B)Öyle işlere burnunu sokma.
C)Beriki niçin yazmıyor?
D)Bu sorular hepimizi ilgilendiriyor.


30.Aşağıdaki cümlelerin hangisinde soru anlamı bir sıfatla sağlanmıştır?

A) Hangi elbiseyi beğendiğini söyledi mi?
B) Dünkü derse kaç kişi katılmadı?
C) Bu sabah kim aradı?
D) Öğretmeni derste niçin dinlemiyorsun?


Bu testin yanıtları, 4 Mayıs 2008 Pazar günü denizceedebiyat’ta yayınlanacaktır.

YANIT ANAHTARI

1) B 2)A 3)C 4)B 5)B 6)C 7)D 8)D 9)B 10)C 11)D 12)B 13)B
14)C 15)B 16)D 17)C 18)B 19)D 20)D 21)D 22)D 23)A 24)B 25)C 26)D 27)C 28)B 29)C 30)B

Hazırlayan:
Deniz İlmak


27 Nisan 2008 Pazar

*Hayatı öğreten adama şiir...


Mağusalı Öğretmen Hasan Tuncer’in Tarifidir
-Kıbrıs Türkü'nün Büyük Öğretmeni Dostum Hasan Bey'e saygıyla...-



Mağusa’da eski çarşı içinde
O küçük çayocağı
Bir büyük hatıra defteri gibi
Yıllanmış dostluklar arasında.
Kahve kokusu, kesif ve görmüş geçirmiş sözcükler
Yaşamın telvesinden dem vururlar…

Mağusa’da onlarca, yüzlerce tuhaf hikayenin içinde
Artıların eksilerin, pi sayısının içinde
Kaneviçe gibi örülmüş yaşam
En çok da “Günaydın dünya!”
Demeye yakışan…
Beyniyle gülen adam…

Sorular soruların içinde, sayılar sayıların,
Kavuşmak mutlak ayrılığın içinde,
Başlamak bir şeyi mutlaka bitirmiş olmanın...
Adamlar kentin içinde,
Kahve ve kent, nargile içen adamların...
İpince hüznü sayıların
Adamların en incesinin içinde
Ama yalnızlık içinde değil adamın.

Tersine adam kendi kendinin içinde
Öğretilmeye en uygun yerinde bizzat yaşadıklarının…

Gömleği, ceketi, kravatı ceviz. Gözümün önünde.
Şimdi.
Hayatı derli toplu.
Her kimi yaşadıysam bu yerde
Birazı dışarda belki
Ama daha çok onun içinde
Binbir zahmetle arayıp bulduklarım.

Gülümseyerek anarlar eskiyi, yakınmadan.
"O adam bu yerin, bu kentin adamı" derler
O adam yalnız kendi içinin adamı oysa.
Öğrencileri O'nu herkesin sanır,
Böyle inanır...

Savaşkan İlmak
.

11 Nisan 2008 Cuma

* 6.SINIF TÜRKÇE - SBS HAZIRLIK

SBS
TÜRKÇE TESTİ
(6. SINIF)

1) Aşağıdaki cümlelerin hangisinde koyu yazılı sözcük, büyük sesli (ünlü) uyumuna uymamaktadır?

A) Çarşıya annesi ve kardeşiyle birlikte gitti.
B) Halıyı toplayıp dolaba kaldırdı.
C) Resimde değişik boyalar kullandı.
D) Kışlık odun ve kömürünü şimdiden aldı.


2) Aşağıdaki cümlelerin hangisinde koyu yazılı sözcükte görülen ses olayı diğerlerinden farklıdır?

A) Sokaktan geçenleri tanıyamadım.
B) Dolabı bir kenara çektiler.
C) Hafta sonu sokağımızı temizledik.
D) Ağacın dallarını kırmamalıyız.


3) Aşağıdaki cümlelerin hangisinde ulama vardır?

A) Yaz tatilini Antalya’da geçirecek.
B) Elmaları beşer beşer paylaştırdı.
C) Annesi, bir ay önce hastaneden çıktı.
D) Gözleri kitabında, aklı evdeydi.


4) “Ben yurdumu çok seviyorum.” cümlesinde aşağıdaki ses olaylarından hangisi vardır?

A) Ünlü düşmesi
B) Ünsüz yumuşaması
C) Ünsüz benzeşmesi(sertleşmesi)
D) Ulama


5) Aşağıdaki cümlelerin hangisinde ünlü düşmesine uğramış kelime yoktur?

A) Nehre düşen dağcı boğuldu.
B) Şiddetli yağmur şehrin trafiğini alt üst etti.
C) Beynini gereksiz bilgilerle doldurma!
D) Resim dersinden sınava girdi.


6) I. fakat yapmak
II. ve başarıyla sonuçlandırmak
III. düşünmek ve söylemek
IV. kolaydır
V. çok güçtür
Yukarıdaki kelime gruplarıyla anlamlı bir cümle oluşturulduğunda sıralama aşağıdakilerden hangisi gibi olmalıdır?

A) III-I-IV-V-II
B) V-IV-III-II-I
C) III-IV-I-II-V
D) IV-III-V-I-II


7) Aşağıdakilerin hangisinde iyelik eki alan bir kelimeye hal(durum)eki de eklenmiştir?

A) Türk ulusu özgürlüğü sever.
B) Babama bu konuyu soracağım.
C) Aklın bağımsızlığı, bağımsızlığın temel koşuludur.
D) Bu yazının türü öyküdür.


8) Aşağıdaki cümlelerden hangisinde “kitap” kökünden türemiş bir kelime vardır?

A) Elinde güzel bir kitap vardı.
B) Kitaplar bizim yarınlarımızı aydınlatır.
C) Kitaptan yararlanmak size bağlı.
D) Bu dergileri de kitaplığa koymalısın.


9) Aşağıda koyu yazılı sözcüklerden hangisi yapı bakımından diğerlerinden farklıdır?

E) Askere gönüllü olarak gidecek.
B) Galiba ilgisizlik bu çocuğu kötü yaptı.
C) Ben çocuklarıma her zaman sevgi ile yaklaştım.
D) Verilen karara başsavcı katılmadı.

10) “Isınmak” kelimesi aşağıdaki cümlelerin hangisinde mecaz anlamıyla kullanılmıştır?

A) Üşüyen çocuk, sıcak çorbayı içince ısındı.
B) Yeni başladığı işe birkaç günde ısındı.
C) Bahar gelince her taraf ısındı.
D) Atmosferdeki ısınma geleceğimizi tehdit ediyor.


11) “Yaş kesen, baş keser.” atasözünü aşağıdakilerden hangisi en iyi açıklar?

A) Yaş ağaç kesmek, bir insanı öldürmek gibidir.
B) İnsanların başı kesilmemeli.
C) Bol bol ağaç dikmeliyiz.
D) Ağaçları kesmeden önce ıslatmalıyız.


12) “Havada uçan kaz
Gel buraya çukur kaz”
cümlelerinde koyu yazılı sözcükler için aşağıdakilerden hangisi söylenir?

A) Eşsesli kelime
B) Eşanlamlı kelime
C) Zıt anlamlı kelime
D) Terim anlamlı kelime


13) Aşağıdaki cümlelerin hangisinde bir deyim, açıklamasıyla birlikte verilmiştir?

A) Kazayı görünce dizlerinin bağı çözüldü.
B) Sınıfa girer girmez konuşulanlara kulak verdi.
C) Çok yemiş, karnını tıka basa doyurmuştu.
D) Canla başla çalıştı ama başarılı olamadı.


14) Aşağıdaki cümlelerin hangisinde “hatıra” kelimesi ile eşanlamlı kelime vardır?

A) Anılarını yazmaya karar verdi.
B) Bu kadar zaman sonra hatırlayacağımı sanmıyorum.
C) Geçmiş günlerden hep hasretle söz edilir.
D) Olanlar artık beni ilgilendirmiyor.


15) “sevgi” kelimesi için aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

A) Somut isim - özel isim - çoğul isim
B) Soyut isim - cins isim - tekil isim
C) Soyut isim - özel isim - tekil isim
D) Soyut isim - özel isim - çoğul isim


16) Aşağıdaki cümlelerin hangisinde belirtili isim tamlaması vardır?

A) Bu gece çok sönük sokak feneri.
B) Anne yüreği bu acıya dayanamaz.
C) Elbise askısını getirmeni istiyorum.
D) Yine eskisi gibi yanıyor caddenin lambaları.


17) “Şu apartmanın altıncı katında oturuyoruz.” cümlesinde sıfat olan kelimeler aşağıdakilerden hangisinde bir arada verilmiştir?

A) Apartmanın - altıncı
B) Şu - altıncı
C) Şu - katında
D) Altıncı - oturuyoruz


18) “Bu kitaptan kimi öğrenciler ikişer tane aldılar.” cümlesinde aşağıdaki sıfatlardan hangisi yoktur?

A) İşaret sıfatı
B) Belgisiz sıfat
C) Niteleme sıfatı
D) Üleştirme sayı sıfatı

(19 . ve 20. soruları aşağıdaki şiire göre cevaplandırınız.)

19) “ Özlediğin nedir diye sorarsanız;
Kıyısında çimenlerle bir dere
Ve berrak gökyüzünde ebem kuşağı
Hava kirliliğinden, makine gürültüsünden
Uzak;
Beton yığınlarından ayrı
Tabiatın kucağında yaşamak
Şu üç günlük hayatı.”

Yukarıdaki şiirin şairi için aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

A) Bozulmamış bir çevre istediği
B) Tabiatla ilgili bir mesleğinin olduğu
C) Rahatına düşkün olduğu
D) Şehir hayatını sevdiği

20) Şiirin son mısrasındaki “Şu üç günlük hayat” sözüyle anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

A) İnsan ömrünün kısalığı
B) Günlük hayatın zorluğu
C) Gününü gün etme arzusu
D) Şairin ömrünün üç günü


21) Aşağıdaki cümlelerin hangisinde “de”nin yazımı ile ilgili bir yanlışlık yapılmıştır?

A) Bir haber gönderse de merak etmesek.
B) Çocuğumuz iyileşsin de size geliriz.
C) Çiçekler de bal özü bulunur.
D) Bir de baktım ki dışarıda kar yağıyor.


22) “Bir tilki, aç aç dolaşırken bakmış ki, karşıdaki çardaktan salkım salkım üzümler sarkıyor. İmrenmiş üzümlere; sıçrayarak bir iki salkım koparıp yemek istemiş. Yetişemeyince de: “Daha olgunlaşmamış bunlar, yenmez.” demiş.

Yukarıdaki kısa öykünün anadüşüncesi aşağıdakilerden hangisidir?

A) Aç olan insan, karnını doyurmak için her güçlüğe katlanır.
B) Tilkiler olgun üzümleri çok severler.
C) Yeterli güç ve yeterli araçlar olmadan amacımıza ulaşamayız.
D) Kişi, çok isteyip de elde edemediği şeyi kötüleyerek içini rahatlatır.


23) “Annesi oğluna: Başın gökte, burnun havada olmasın; kendini gökteki kartallarla arkadaş tut, yerdeki karıncalarla eş tut. Gül ol göğüslerine, tel ol başlarına taksınlar.” demiş.

Paragrafa göre aşağıdakilerden hangisi annenin oğlunda görmek istediği özelliklerden biri
değildir?

A) Yükseklere uçmayı hedeflemesi
B) Gururlu ve kendini beğenmiş olması
C) Alçak gönüllü olması
D) Sevilen bir insan olması


24) “Yaşamak güzel şey doğrusu
Üstelik hava da güzelse
Hele gücün kuvvetin yerindeyse
Elin ekmek tutmuşsa bir de
Hele tertemizse gönlün
Hele kar gibiyse alnın
Yaşamak güzel şey doğrusu.”

Bu dizelerde şair, yaşamın güzel oluşunu aşağıdakilerden hangisine bağlamamıştır?

A) İş güç sahibi olmaya
B) Sağlıklı olmaya
C) Şık ve temiz giyinmeye
D) Kötü duygulardan uzak olmaya


25) Aşağıdaki cümlelerin hangisinde pekiştirilmiş sıfat vardır?

A) Yavrucak, ağlayıp durdu.
B) Yemyeşil vadiler sonsuzluğa gidiyordu.
C) İnce ve uzun saçlarını salmıştı.
D) Sarı saçlı, mavi gözlü bir çocuktu.


26) “Siyah kanatlarını batıya açtı kuşlar
Benden sana haberdir
Bu çığlıklı uçuşlar”

mısralarında geçen “siyah kanatlar” tamlamasındaki sıfatın çeşidi aşağıdakilerden hangisidir?

A) Niteleme sıfatı
B) İşaret sıfatı
C) Belgisiz sıfat
D) Soru sıfatı


27) Aşağıdaki cümlelerin hangisinde amaç- sonuç ilişkisi yoktur?

A) Ailesini görmek için Almanya’ya gitmiş.
B) Şair şiirin herkes tarafından anlaşılması için yalın bir dil kullanmış.
C) Yoğun kar yağışı olduğu için yollar trafiğe kapatıldı.
D) Sınavda başarılı olmak için çok çalışmış.


28) Aşağıdaki cümlelerin hangisinde “yeşil” kelimesi sıfat olarak kullanılmıştır?

A) Gömleğin rengi yeşildi.
B) Annesi gibi kendisinin de gözleri yeşil.
C) Gelinin elbisesi yeşil kumaştan yapılmıştı.
D) Yeşil, gökkuşağının renklerinden biridir.


29) “ Sokağa çıkarken acele eder, biraz sonra çorabının olmadığını fark edip geri döneceği zaman soğuk bir şeyin vücuduna temasını hisseder ve aslında gömleğini de giymediğini anlar. Gideceği yeri hatırlar gibi olur ama neresi olduğunu kesin olarak çıkaramaz...”

Bu paragrafta anlatılan kişi için aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

A) Dalgın
B) Unutkan
C) Telaşlı
D) Kurnaz


30) Aşağıdaki cümlelerin hangisinde virgül kaldırıldığı zaman cümlenin anlamında değişme olur?

A) Sular, şıkır şıkır akıyordu.
B) Türkler, gelenek ve göreneklerine bağlıdırlar.
C) Pazardan elma, armut aldım
D) Küçük, çam ağacının arkasına saklandı..


31) Merakla ( )“Bu resim ne ( )”diye sordu ( ) Parantez içindeki yerlere hangi noktalama
işaretleri getirilmelidir?

A) (;) (?) (?) B) (:) (!) (.)
C) (.) (!) (?) D) (:) (?) (.)


32) Aşağıdakilerden hangisinde “de ” eki kendisinden önce gelen kelimeye bitişik yazılmalıdır?

A) Ben de sizinle gelmek isterim.
B) Bizim kaderimiz de bunlarınki gibi olacak.
C) Köyler de erkekler için yapacak çok iş vardır.
D) Evdekiler de bu güzel haberi duymuşlar.


33) Aşağıdaki cümlelerin hangisinde “mi” ekinin yazımı ile ilgili yanlışlık yapılmıştır?

A) Çocuklar sınava girdi mi?
B) Çalıştı mı başarır!
C) Kızınız ödevini yaptımı?
D) Yanakları kırmızı mı kırmızı!


34) Aşağıdaki cümlelerin hangisinde öznel anlatıma yer verilmemiştir?

A) İzmir, tarihi ve doğal güzellikleriyle eşsiz bir şehrimizdir.
B) Yazar, sürükleyici anlatımı ve ilginç betimlemeleriyle okuyucuyu olayın içinde yaşatıyor.
C) Çatık kaşları, yaralı yüzüyle insanı ürküten bir havası vardı.
D) Dört perdeden oluşan bu oyunda yazar, aile bireyleri arasındaki sorunları anlatır.


35) “ Sonsuz ve lacivert bir kadife gibi vapurumuzun altında eriyordu İstanbul Boğazı’nın suları.” cümlesinde bir benzetme vardır. Buna göre ne, neye benzetilmektedir?

A) Sonsuzluk - vapur
B) Lacivert - su
C) Su- kadife
D) Vapur - kadife

* Yanıtlar, 14 Nisan 2008 Pazartesi günü bu sitede ve eş zamanlı olarak “E Blok zemin kat Türkçe sınıfı panosunda” ilan edilecektir.

Yanıt Anahtarı:

1)A 2)A 3)C 4)B 5)D 6)C 7)B 8)D 9)D 10)B

11)A 12)A 13)C 14)A 15)B 16)D 17)B 18)C
19)A 20)A 21)C 22)D 23)B 24)C 25)B 26)A
27)C 28)C 29)D 30)D 31)D 32)C 33)C 34)D
35)C

Deniz İLMAK
Türkçe Öğretmeni

22 Mart 2008 Cumartesi

* ÖYKÜ YARIŞMASI SONUÇLANDI... KAZANAN ÖYKÜ...

Ve internet oylaması bitti!.. 4342 oyun kullanıldığı “Öykü Tamamlama Yarışması”nın kazananı, 2179 oy alarak % 50 oranında tercih edilen Sevgili DOĞA AKÇAY…

Yarışmaya Ankara’dan katılan Sevgili Doğa’yı “Hayalsiz Dünya” başlıklı harika öyküsünden ve elde ettiği başarıdan ötürü kutluyoruz…

Yarışmanın 2.’si yine Ankara’dan; Sevgili ORTAÇ GENÇ “Umutları Yıkan Bomba” başlıklı öyküsüyle 1765 oy aldı ve ikinci oldu…

Diğer yazarlar, öyküleri ve aldıkları oylar şöyle:

3. Ankara’dan ECE ÖZGE ATASOY, “Minik Yürekte Büyük Umutlar”… Aldığı oy:208

4. Diyarbakır’dan ALİ YAVUZ KELEŞ, “Ayağını Keşfeden Çocuk”… Aldığı oy: 118

5. Ankara’dan EDA KIRDEMİR, “Umut ve Düşleri”… Aldığı oy: 72

Genç öykü yazarlarımızı yürekten kutluyor ve yaşamlarında edebiyata hep yer ayırmalarını diliyoruz… Aslında tümünü birer ürün yarattıkları ve ürünlerini eleştiriye açtıkları için kutluyoruz…
















Bir kutlama da Denizceedebiyat’ın sevgili ziyaretçilerine… Yalnızca anketi dolduran ziyaretçilerin 4342 kişi olduğunu düşününce gönül rahatlığıyla “binlerce” diyoruz… Evet, binlerce ziyaretçimize sanata, edebiyata, öyküye zaman ayırdıkları için sonsuz teşekkürler…

Başka bir zamanda, başka bir edebiyat etkinliğinde buluşmak üzere, sizi kazanan öyküyle baş başa bırakıyoruz…


(Sevgili Doğa Akçay'ın ödülü olan "yazarından Doğa Akçay adına imzalı kitap", pazartesi günü itibariyle kendisine iletilecektir)


HAYALSİZ DÜNYA

Küçük çocuk, odasının penceresinden uzun uzun sokağı izledi. Önce taksi durduran yaşlı adamı, sonra okullarına giden renk renk üniformalar giymiş öğrencileri, daha sonra elinde bir buket çiçekle koşturan kızı, soğan satan kamyoneti, dükkanının kepenklerini gürültüyle açan ayakkabı tamircisini gördü...

Ellerini ayaklarına götürdü; Yüzünü tuhaf bir hüzün kapladı... "Düşlediğim dünya bu kadarcık mı? Daha ötesi yok mu?.." diye geçirdi içinden. Saate baktı, dokuz buçuk olmuştu...


Tüm aileyi acıya boğan o korkunç günü anımsadı birden. Okul çıkışında hemen her gün arkadaşlarıyla, mahalle bakkalı önündeki bankta sohbet eder, şakalaşırlardı.Yine o günlerden biriydi,şakalaşıyor, gülüşüyorlardı.
Bir hafta önce büyükannesini kaybetmişti. Evde yas vardı dualar okunuyordu. Büyükannesi, dedesinin ölümünden sonra onlarla birlikte yaşamaya başlamıştı. Gerçi kendi evinden ayrılmak istememişti, 38 yıllık eşini kaybetmenin acısı onu oldukça yaralamıştı. Anılarıyla baş başa kalmak istemişti ama çocukları buna izin veremezlerdi. O da artık oldukça yaşlanmıştı ve bakıma ihtiyacı vardı. Eşinin ardından gitmekte gecikmedi, yaşlı kalbi üzüntüye daha fazla dayanamamıştı.

Arkadaşları Cem'in büyükannesini ne çok sevdiğini biliyor ve bu zor günlerde destek olmaya çalışıyorlardı. Kafasını dağıtmak, düşüncelerinden uzaklaştırmak için yalnız bırakmıyorlardı. İşte böyle bir gün yine bakkalın önündeydiler. Üzerlerine doğru hızla gelen aracı önce fark etmediler. Fark ettiklerinde çok geçti, diğer arkadaşları kendilerini kenara atmış ancak Cem, bankla söğüt ağacı arasında kalmış kıpırdayamamıştı. İlk anda gördüğü sadece kandı, oluk oluk akan kan. Aslında ne olduğunu bile anlayamıyordu. Bağıranlarla, koşuşanlarla doldu çevresi.İşte o anda far ketti ayağından bir parçanın koptuğunu.

Bayılmıştı... Kaç kez ameliyat geçirdiğini bile hatırlamıyordu artık. Ama hala, hemen her gece üzerlerine doğru hızla gelen aracı ve sakat kalmasına neden olan sürücünün kullandığı aracın lastiklerinin, küçücük ayağını kopardıktan sonra bile düştüğü dere tahtası üstünde hızla döndüğünü görüyor ve ter içinde uyanıyordu uykusundan.

Bu gün, büyük gün olacaktı... Bir saat sonra, tekerlekli sandalyeden kurtulacaktı. Protez ayak hayali gerçekleşmek üzereydi. İsminin açıklanmasını istemeyen bir hayırsever yaşadıklarını duymuş ve örnek davranışıyla küçük bir çocuğun hayallerini, O’nu yaşamdan koparan dünyaya geri dönmesini sağlamak için yardıma koşmuştu.

Artık, düşlerinin dünyası bu kadar değildi, sonsuza koşabilecek kadar umudu, hayalleri vardı. Küçücük kalbi deli gibi atıyor, gözlerinden yaşlar süzülüyordu…
.
Doğa Akçay
Öğrenci (6.Sınıf) - Ankara


*Anımsatma: Öykü girişindeki koyu-italik yazılmış bölüm Denizceedebiyat tarafından verilmiş ve genç yazarımız, bu girişi sürdürerek öyküsünü tamamlamıştı.
.

17 Mart 2008 Pazartesi

* SAYGIYLA ANIYORUZ...


...................................................................
Çanakkale şehitlerimizi saygıyla anıyor,

hatıraları önünde eğiliyoruz...

8 Mart 2008 Cumartesi

* ÖYKÜ TAMAMLAMA YARIŞMASI - İŞTE FİNALİSTLER (ankete katılın, en iyi öyküyü seçin!!!)

Değerli ziyaretçi,

24 Şubat’ta başlayan yazma oyunu, kurallarda da yer aldığı gibi, 7 Mart günü sona erdi…
Şimdi, verdiğim giriş paragrafını en iyi sürdüren öyküyü -ve onun yetenekli genç yazarını- seçme zamanı…

Okumakta olduğun yazının devamında, finale kalan birbirinden güzel beş öyküyü bulacaksın…

Bu öykülerin ortak yanı tıpa tıp aynı olan "giriş paragrafları". Ortak bölümleri yatık yazı ile yayınlıyorum...

Lütfen öyküleri dikkatle oku ve anket köşesine giderek “en beğendiğin” öykü için oy ver…

Oylama 21 Mart 2008-Cuma günü 19:30 da sona erecek.
Sonuçlar mı?
Oylama sonuçlarını gün gün izleyebilirsiniz ama kesin sonuç, Denizceedebiyat’ta 22 Mart 2008-Cumartesi sabahı duyurulacak !
_______________ .


UMUT VE DÜŞLERİ


Küçük çocuk,odasının penceresinden uzun uzun sokağı izledi.Önce taksi durduran yaşlı adamı,sonra okullarına giden renk renk üniformalar giymiş öğrencileri,daha sonra elinde bir buket çiçekle koşturan kızı , soğan satan kamyoneti , dükkanın kepenklerini gürültüyle açan ayakkabı tamircisini gördü … Ellerini ayaklarına götürdü ; Yüzünü tuhaf bir hüzün kapladı … “Düşlediği dünya bu kadarcık mı? Daha ötesi yok mu?..” diye geçirdi içinden.Saate baktı, dokuz buçuk olmuştu..

Yarım saat içinde orada olması gerekiyordu. Okul günlerinin dışında sabah saat tam 10’da elinde bir demet papatyayla o uçsuz bucaksız olması gereken yere gidiyordu.Minik parmakları gözyaşlarını silmeye neredeyse yetişemiyordu bile..İlkokul 4.sınıfa gitmesine rağmen hayatın tüm zorluklarına göğüs veren,hayat tecrübesi kazanmış o bilge yaşlı dedelerimizi andırıyordu adeta.Oysa ki yaşıtları gibi dünyası kısa süreklikte olsa hayal üstüne kurulmuş olması gerekiyordu.Çok geçmeden gideceği yere varmıştı..Elindeki papatyaları yere bıraktı ve yavaşça dizlerini kırarak yere çöktü.O artık onunla baş başaydı..’Neden?’ diyerek başladı çocuk.Babasının mezarına bakarken sanki yanıt almışçasına ; “ Biliyorum beni yalnız bırakmayacağını ama seni çok özlüyorum.Her sabah beni uyandırıp ‘oğlum’ deyip sarılmanı, geceleri bana kitap okumanı,birlikte sabah kahvaltısında yaptığımız şakalaşmaları ,hafta sonu beni uçurtma uçurmaya götürüşünü ,beni öperek uyutmanı.. her şeyi çok özledim baba.” Çocuk bir anda mezar taşına sarıldı.Gözyaşları minik suratından akı veriyordu.Annesinin ölümünden sonra babasının ölümü çok ağır gelmişti.2 yıldır babaannesi ve dedesinin yanında yaşamına devam ediyordu.Onun düşlediği dünya bundan ibaret miydi ?..

Babasını 2 yıl önce trafik kazasında , ilkokula başlamadan 1 gün önce de annesini kansere teslim etmişti.Umut o kadar akıllı bir çocuktu ki her şeyin üstesinden gelebiliyor etrafındaki herkesi hayrete düşürüyordu.En zayıf noktası babası ve annesiydi fakat bunu hiç bir zaman etrafına hissettirmedi.Annesinin mezarı İzmir’de olduğundan onu dedesinin götürdüğü zamanlarda ziyaret edebiliyordu.Ama her gün yatmadan önce minik ellerini rüyasında annesini görmek için açıyordu.Babaannesi ve dedesi ne kadar yokluklarını hissettirmeseler de arıyordu anne ve babasını.Adı gibi hiç bir zaman umudunu yitirmedi bir gün karşılaşacaklarını biliyordu.Babaannesinin Umut’u parka götürdüğü bir Pazar gününde arkadaşlarıyla oyuna dalmıştı Umut.Bir anda koşarak bankın üstüne oturdu.Elleriyle yüzünü kapatarak ağlamaya başladı artık umudu kalmamış olmalıydı.Küçük yaşına rağmen aklından her şeyi geçirmişti.Annesinin ve babasının yanına ‘ nasıl gitmeliyim? ‘ diye düşünürken uyuyakalmıştı.Umut’un omzuna bir el dokunmuştu.Umut gözlerini yavaşça açtı 2 kez göz kapaklarını kırptıktan sonra karşında babasını buldu.Umut’un gördükleri sadece kötü bir rüyadan mı ibaretti yoksa kendini düşüncelerine fazla mı kaptırmıştı..?
Eda Kırdemir
Öğrenci (10.Sınıf) - Ankara
___________________



HAYALSİZ DÜNYA

Küçük çocuk, odasının penceresinden uzun uzun sokağı izledi. Önce taksi durduran yaşlı adamı, sonra okullarına giden renk renk üniformalar giymiş öğrencileri, daha sonra elinde bir buket çiçekle koşturan kızı, soğan satan kamyoneti, dükkanının kepenklerini gürültüyle açan ayakkabı tamircisini gördü... Ellerini ayaklarına götürdü; Yüzünü tuhaf bir hüzün kapladı... "Düşlediğim dünya bu kadarcık mı? Daha ötesi yok mu?.." diye geçirdi içinden. Saate baktı, dokuz buçuk olmuştu...

Tüm aileyi acıya boğan o korkunç günü anımsadı birden.Okul çıkışında hemen her gün arkadaşlarıyla,mahalle bakkalı önündeki bankta sohbet eder, şakalaşırlardı.Yine o günlerden biriydi,şakalaşıyor, gülüşüyorlardı.

Bir hafta önce büyükannesini kaybetmişti. Evde yas vardı dualar okunuyordu. Büyükannesi, dedesinin ölümünden sonra onlarla birlikte yaşamaya başlamıştı. Gerçi kendi evinden ayrılmak istememişti,38 yıllık eşini kaybetmenin acısı onu oldukça yaralamıştı.Anılarıyla baş başa kalmak istemişti ama çocukları buna izin veremezlerdi. O da artık oldukça yaşlanmıştı ve bakıma ihtiyacı vardı. Eşinin ardından gitmekte gecikmedi, yaşlı kalbi üzüntüye daha fazla dayanamamıştı.
Arkadaşları Cem'in büyükannesini ne çok sevdiğini biliyor ve bu zor günlerde destek olmaya çalışıyorlardı. Kafasını dağıtmak,düşüncelerinden uzaklaştırmak için yalnız bırakmıyorlardı. İşte böyle bir gün yine bakkalın önündeydiler.Üzerlerine doğru
hızla gelen aracı önce fark etmediler. Fark ettiklerinde çok geçti, diğer arkadaşları kendilerini kenara atmış ancak Cem, bankla söğüt ağacı arasında kalmış kıpırdayamamıştı. İlk anda gördüğü sadece kandı, oluk oluk akan kan. Aslında ne olduğunu bile anlayamıyordu. Bağıranlarla, koşuşanlarla doldu çevresi.İşte o anda far ketti ayağından bir parçanın koptuğunu.

Bayılmıştı... Kaç kez ameliyat geçirdiğini bile hatırlamıyordu artık. Ama hala, hemen her gece üzerlerine doğru hızla gelen aracı ve sakat kalmasına neden olan sürücünün kullandığı aracın lastiklerinin, küçücük ayağını kopardıktan sonra bile düştüğü dere tahtası üstünde hızla döndüğünü görüyor ve ter içinde uyanıyordu uykusundan.

Bu gün, büyük gün olacaktı... Bir saat sonra, tekerlekli sandalyeden kurtulacaktı. Protez ayak hayali gerçekleşmek üzereydi. İsminin açıklanmasını istemeyen bir hayırsever yaşadıklarını duymuş ve örnek davranışıyla küçük bir çocuğun hayallerini, O’nu yaşamdan koparan dünyaya geri dönmesini sağlamak için yardıma koşmuştu.

Artık, düşlerinin dünyası bu kadar değildi, sonsuza koşabilecek kadar umudu, hayalleri vardı. Küçücük kalbi deli gibi atıyor, gözlerinden yaşlar süzülüyordu…
Doğa Akçay
Öğrenci (6.Sınıf) - Ankara
__________________




MİNİK YÜREKTE BÜYÜK UMUTLAR

Küçük çocuk, odasının penceresinden uzun uzun sokağı izledi.Önce taksi durduran yaşlı adamı , sonra okullarına giden renk renk üniformalar giymiş öğrencileri , daha sonra elinde bir buket çiçekle koşturan kızı , soğan satan kamyoneti , dükkanının kepenklerini gürültüyle açan ayakkabı tamircisini gördü...Ellerini ayaklarına götürdü ; Yüzünü tuhaf bir hüzün kapladı..."Düşlediğim dünya bu kadarcık mı ? Daha ötesi yok mu ? .."diye geçirdi içinden. Saate baktı, dokuz buçuk olmuştu...

Yüzünde hissettiği hüzün tüm vücudunu kaplıyordu şimdi. Diğer insanlardan biraz farklıydı.Yürüyemiyordu.Ama bunu kendisine sorun etmemeliydi. Küçüktü o daha , önünde yaşayacağı uzun bir hayat vardı. Şimdi içinde bir pişmanlık hissediyordu. Boşuna kendisini mutsuz etmişti. Ancak ellerini ayaklarına götürdüğünde, yaşadığı o anı bir daha hatırladı. O kabus dolu günü…

Ailesiyle tatilden dönüyordu. Çok güzel ve huzur dolu bir tatildi. Ancak bir yaz akşamının verdiği sıcaklık yerini buz gibi bir ortama bıraktı. Yolda giderken, hatalı sollama sonucu tırın altına giren arabada hem annesini, hem babasını, hem de kardeşini kaybetmişti. Kendisi de 2 aylık bir yaşam mücadelesinden sonra hayata dönebilmişti. Fakat annesini, babasını ve kardeşini kaybettiğini söylemek o kadar zordu ki. Onun içinde taşıdığı minik yüreği bunu kaldırabilecek miydi?. Küçük çocuğun halası bu soruyu kendince cevaplamaya çalışırken içinde fırtınalar kopuyor, gözlerinden dindiremediği yaşlar akıyordu. Fakat bir gün küçük çocukla konuşmayı başarabilmişti halası. Küçük çocuk, haberi aldığında sanki donmuş gibi öylece duruyordu. Ağlamak istiyor ama ağlayamıyor, gerçeğin bu olduğunu bile bile halasının kendisine kötü bir şaka yaptığına ve bunun gerçek olmadığına inanmak
istiyordu.

Ailesi olmadan ne yapacaktı?.Bu çelişkili ve bir o kadar da acımasız hayatla tek başına nasıl mücadele edecekti? Bu ve bunun gibi daha bir sürü soru işareti oluşmaya başladı çocuğun kafasında. Cevaplayamadığı sorulardı bunlar. Çaresiz halasına sarıldı."Ne olur bırakma beni" cümlesi dökülüyordu ağzından. Çaresiz hissediyordu kendini. Anne babasından kendi vücuduna bakamamıştı bile. Belki de korkuyordu ama hayat bir türlü gözyaşı vermekten vazgeçmiyordu. Kazada sinirler zarar gördüğü için belden aşağısı tutmuyordu küçük çocuğun. Hayır! Bu kadarına da dayanamayacaktı artık.

Yaşamanın ne anlamı var diye düşündü kendi kendine... Niye böyle bir hayatın içinde bulunmak zorundaydı?... Halasının desteğiyle beraber büyük sevgi taşıyan minik kalbi atlatmaya çalışıyordu bütün bunları. Düşlediği dünyaya, kendisini geçmiş acılı anılara sürükleyeceğini bilmeden hapsolmuştu. Gözünden durdurulamayan yaşlar akıyordu. İçi ise kan ağlıyordu. Duvarları yosunluydu şimdi. Aşamadığı duvarlardı bunlar. Ailesinin yokluğunda her gün sanki biraz daha vuruyordu kıyılara. Kendini biraz daha karanlıklara koymak istiyordu. Kimse ulaşamasın diye…

Küçük çocuk odasının penceresinden uzun uzun sokağı izlerken bu düşünceler zinciri aklını kurcalıyordu. Ama hemen kurtulmak istedi bu olumsuzluklardan. Yaşamalıydı. Hayata inat yaşamalıydı. Öyle de yapacaktı. Gelen ve geçen her güne biraz daha sarılacaktı. Üstüne karanlığı getiren karabulutlardan bir ışık bulmak istiyordu. Bulacaktı da...

Gözlerinden yaşlar durmaksızın akarken bu yaşları silmeye çalışan bir halası vardı yanında. Mutlu olmalıydı. Halası “Biraz dışarı çıkalım” dedi... Küçük çocuğu tekerlekli sandalyesine oturtup dışarı çıktılar.

Etrafında ki herkes küçük çocuğa gülümsüyordu. Küçük çocuğun bu gülümsemeden sonra hissettiği mutluluğun hiçbir ilaçla hissedemeyeceğini biliyordu. Gülümsemek bazen en iyi ilaçtır. O bunu biliyordu.İçi ağlarken etraftaki gülümsemelere karşılık o da gülümsüyordu. Halası onu deniz manzaralı yemyeşil bir yere götürdü. Etrafa baktıkça küçük çocuğun içi huzur dolmaya başladı.

Akşam olmuştu. Artık gitmeleri gerekiyordu. Halasıyla geri dönüp yola koyuldular. Her geçtiği yolda biraz daha iyi oluyordu. Üstünü kaplamış karanlıklar giderek aydınlığa çıkıyordu. Yüzündeki bu gizem ise kaybolarak yerini gülümsemeye bırakıyordu. Halası ve küçük çocuk son kez ağladılar ve ikisi de gözyaşlarını silerek sonsuz bir mutluluğa doğru adım attılar.
Özge Atasoy
Öğrenci (11.Sınıf) - Ankara
___________________




AYAĞINI KEŞFEDEN ÇOCUK

Küçük çocuk, odasının penceresinden uzun uzun sokağı izledi. Önce taksi durduran yaşlı adamı, sonra okullarına giden renk renk üniformalar giymiş öğrencileri, daha sonra elinde bir buket çiçekle koşturan kızı, soğan satan kamyoneti, dükkanının kepenklerini gürültüyle açan ayakkabı tamircisini gördü... Ellerini ayaklarına götürdü; Yüzünü tuhaf bir hüzün kapladı... "Düşlediğim dünya bu kadarcık mı? Daha ötesi yok mu?.." diye geçirdi içinden. Saate baktı, dokuz buçuk olmuştu...

“Bu ayaklar…” dedi kendi kendine; “Bu ayaklar Tanrı’nın bir lütfu… Ve eğer dünyayı değiştirmek istiyorsam kullanacağım şeyler bunlar!” diye mırıldandı. O’nu, sadece gözünü hala üzerinden ayırmadığı büyük duvar saati duymuştu… Çocuk, aklına bir şey gelmiş gibi hızla doğruldu. Kitap odasında çıt çıkarmadan çalışan annesine seslendi:
-Anne, ben sokağa çıkıyorum…
-Uyanmış mıydın sen; Niye sesin soluğun çıkmadı hiç?
-Dışarıyı seyrettim biraz…
-Çıkarken üstüne bir şey al, hava serin. Beş on dakika içinde de kahvaltını hazırlarım, gecikme ha!..
-Tamam anne!..

Çocuk, apartman kapısından çıkar çıkmaz ayakkabı tamircisi Yunus Dede’nin dükkanına daldı. Yeni bir keşif yapmış gibi heyecan içindeydi. “Dede” dedi kendisini gülümseyerek karşılayan adama ve devam etti: “Biliyor musun, dünkü sorunun cevabını buldum!”
-Peki neymiş beynimizle yarışan ama varlığı hep unutulan uzvumuz? Diye sorusunu yineledi ihtiyar adam…
-Ayaklarım!.. diye heyecanla cevapladı küçük çocuk.
-Doğru, ama nasıl buldun cevabı?
-Hiç, sadece beni hayal ettiğim yere neyin taşıyacağını düşündüm; tabii ki ayaklarım… Onlar olmadan şuradan şuraya kıpırdayamam ki!

İhtiyar ayakkabı tamircisi daha sıcak gülümsedi, çocuğun başını okşadı:
-Çok akıllısın evlat çok… diyerek eline aldığı renkli çizgi romanı çocuğa uzattı.
-Al bakalım, bu da ödülün olsun.

Çocuk mutluydu. Hem ayaklarını keşfetmişti hem de bir çizgi roman kazanmıştı… Varlığını bu sabah keşfettiği ayakları üzerinde sekerek dükkandan çıktı. Balkondan bakan annesine neşeyle seslendi:
-Geliyorum anne, kahvaltı hazır mı?..
Evet anlamında başını salladı annesi. Oğlunun sevinç kaynağını bilmiyordu ama olsun, o da gülümsüyordu…
Ali Yavuz Keleş
Öğrenci (10.Sınıf) - Diyarbakır
_____________________




UMUTLARI YIKAN BOMBA

Küçük çocuk, odasının penceresinden uzun uzun sokağı izledi. Önce taksi durduran yaşlı adamı, sonra okullarına giden renk renk üniformalar giymiş öğrencileri, daha sonra elinde bir buket çiçekle koşturan kızı, soğan satan kamyoneti, dükkanının kepenklerini gürültüyle açan ayakkabı tamircisini gördü... Ellerini ayaklarına götürdü; Yüzünü tuhaf bir hüzün kapladı... “Düşlediğim dünya bu kadarcık mı? Daha ötesi yok mu?..” diye geçirdi içinden. Saate baktı, dokuz buçuk olmuştu...

Yatağından bir hışımla kalktı. Sonra birden okul üniformasını giyerken olduğu yerde duruldu, havaya hüzünlü bir bakış attı. Ağlamaklı bir ses tonuyla; “Artık çok geç” diyebildi. Düğmelerinin yarısının iliklenmiş olan gömleği ile yatağında mutsuz bir uykuya daldı. Artık küçük çocuğun gidecek bir okulu yoktu...

Üç yıl önce atılan bir bomba ile sarsılmıştı bütün okul. Her tarafta korkunç bir panik, telaş, kaos ortalığı kolları altına almıştı. Yerle bir olan okulun ortasında yere çömmüş, ağlayan bir çocuk. Adı Mustafa. Orta iki de tahsilini sürdürüyor. Ama şuanda hayatının geri kalanını sürdürmeyi düşünüyor. Derken bir bomba daha atıldı. Mustafa’nın yanındaki cam vitrin aşağıya indi. Herkes korkarak Mustafa’ya baktığında ise Mustafa ortalıkta yoktu. En sevdiği öğretmeni onu kollarının arasına almış ve dışarı kadar can telaşıyla taşımıştı.

Mustafa olayın şokunu henüz yeni yaşarken öğretmen yerde yaralarını basit yöntemlerle hafifletmeye çalışıyordu. Bir saat sonra bu ölümsüz kaos yerini ölümsüz bir sessizliğe bırakmıştı. Okul bahçesinden görünen manzara ise kan dondurucu bir manzaraydı. Okul yerle bir olmuş. Bunun görgü tanığı ise sadece küçük Mustafa’ydı. Sabaha kadar okul bahçesinde bir gün büyük bir pilot olmak için geçtiği yolun enkazını izlemişti. Evine döndüğünde annesi ile babasına içten bir sarılmayla derdini fiziksel olarak göstermişti. Annenin hıçkırıklarıyla birlikte, babanın avutucu sözleri tabi ki küçük Mustafa’ya yetmedi. Odasına çekildi. O gün çok zor gözlerini yummuştu rüyalar alemine. Ama gördü tek rüya ise bir gün bir Avrupa hava yolu şirketinde en çok aranan pilottu. Her bu rüyayı gördüğünde ise gözlerini açar, pencerenin kenarında havaya dikerdi gözlerini. Geçen uçakları izler ve toprağa küçük göz yaşı damlalarını bırakırdı. Halbuki ne kadar da çok severdi öğrenciliğini...

Her sabah anne ve babasından daha erken güne gözlerini açar, duşunu alır, kahvaltısını eder ve anne ve babasına birer öpücük kondurarak düşerdi okul yollarına. Mahalledeki herkese selamını eksik etmez, muhakkak güler yüzlü bir çocuk olarak geçerdi her muhabbette. Okula vardığında İstiklal Marş’ını yürekten söyler, andımızı gerçek bir öğrenci olarak okurdu. Kimi zaman derslerde hayaller alemine geçiş yapar, hep arzuladığı işi hayal ederdi. Özellikle pencere kenarında otururdu. Her geçen uçağı seyretmek için... Ha, bu arada küçük yaşına rağmen bütün uçakların modellerini ezbere bilirdi. Çok akıllıydı. Bütün öğretmenleri onunla iftihar ederdi. Bir gün gerçekten yolcuları en güvenli bir şekilde uçuracağından emindiler. Hayattaki neşesi bütün herkese mutluluk ve huzur katardı. Bir gün gerçekten iyi bir pilot olacaktı...

İşte küçük Mustafa’nın hayatını değiştiren, onu hayata küstüren ise zalim, acımasız teröristler olmuştu. Her gün o okulu bombalayanlara lanetler eder, her sabah sessiz ve derinden ağlardı... Şanssız bir çocuk olduğunu düşünürdü Mustafa...

Belki de haklıydı. Ama hayatının tiyatrosunda bir gün başrol oynayacağını bilmiyordu ki...
Ortaç Genç
Öğrenci (11.Sınıf) - Ankara
___________________


... (OY VER, ETKİN OKUYUCU OL !!!)